so there is the bathroom and here is me
and i really gotta pee
tell, which door to step in
the stick figures dont answer me
mighty stranger, scream or sneer
answer to the Ultimate Question of Life,
the Universe, and Everything
is very queer
skirts short heels high
got a baggage you may not like
dear manager listen
i really just wanted to pee
answer to the Ultimate Question of Life,
very straight-not
its true i like my man tough
no need te be rough
when all i really want
is to pee.
20 Kasım 2009 Cuma
8 Kasım 2009 Pazar
cihan'a hoscakal
midem bulaniyor asagi yukari bir haftadir
o gun cenazede de biliyordum
ne kokudan nede sicaktan hasta oldugumu
bir tabutun icinde bir adam, tahtayla cevrili
tabutun disinda bir col
hicligin ortasinda beyaz ve gri tastan bir bina
gune, oyuklu tepelere, uzakta biraz golgeli bir sehre bakan
ruyalarda bir yer, yuzlerle dolu, hoscakal demeye gelmis
hoscakal demeyi bilmeyen.
cehennem gibiydi hava, bogaz kurutucu bir sicak
ne firtina koptu nede kara bulutlarla doldu gok yuzu
bildigin maviydi iste
ve kopekler gibi terleten.
igrenc bir gundu seni topragin icine koymak icin
ki zaten sen oldugunu dusunmekten coktan vaz gecmistim
kara tabuttakinin
senin gulusun yukselmiyordu karanliktan
nede kufreden sesin. yada pis pis siritisin.
zaten yasam gittikten sonra geriye kalan
aptal saptal bir kabuk olsa gerek.
yoksa ciglik cigliga kafayi yerdim.
seni gommek en soguk seydi mide bulandirici bir yaz gununde
hepsi aglayan bir grup yaratikla yaptigimiz
ve keske sonsuza kadar yasasaydin diye dusunmeden edemedim
hatta bir an
olebilecek en yanlis adam oldugunu da.
kaybettigim en yanlis insan oldugunu.
cihan oldu, aslinda biliyordum bu iki kelimeyi duyacagimi
daha soylenmeden onlar
ama duyduktan cok sonra bile inanmamistim dogruluklarina
dunyayi degistiren o iki sozcugun.
emin misiniz oldugune? evet.
iste o zaman yikildi dunya
benimle birlikte yere dustu
parcalari turuncu taslarin uzerinde kayboldu ben hickirirken
kalplerimiz kirildi demek
en iyi haliyle buyuk bir kucumseme olacaktir
en kotu haliyse yanmis kalplerin kulleri kadar siyah ve dagilmis
Adil abin oldu, diyip bir sigara yakan annemin gozlerine bakiyorum,
cok degil 2 gun once.
o gozler inanamamazlikla bakiyor simdi ve buyuk bir huzun
biraz ofke ve kocaman bir kirikla
gordugun, veya goremedigin, gibi her birimizin kalbi kirik
ve tek duydugum pembe bir sevgi seli arkandan akan
hoscakal demek kolay degil
hoscakal deyip, gittigini kabullenmek
hele de senin gibi, insanin yureginin tam arkasina
her katmanin arkasina sizmis orda gulumseyerek duran
sevgili picin tekine hoscakal diyebilmek...
sefil herhalde dogru kelime olur
kendimi anlatmam icin, cunku inan ki
ettigim en zor vedaydi bizimki
soyleyemedigim en zor hoscakal
o gun cenazede de biliyordum
ne kokudan nede sicaktan hasta oldugumu
bir tabutun icinde bir adam, tahtayla cevrili
tabutun disinda bir col
hicligin ortasinda beyaz ve gri tastan bir bina
gune, oyuklu tepelere, uzakta biraz golgeli bir sehre bakan
ruyalarda bir yer, yuzlerle dolu, hoscakal demeye gelmis
hoscakal demeyi bilmeyen.
cehennem gibiydi hava, bogaz kurutucu bir sicak
ne firtina koptu nede kara bulutlarla doldu gok yuzu
bildigin maviydi iste
ve kopekler gibi terleten.
igrenc bir gundu seni topragin icine koymak icin
ki zaten sen oldugunu dusunmekten coktan vaz gecmistim
kara tabuttakinin
senin gulusun yukselmiyordu karanliktan
nede kufreden sesin. yada pis pis siritisin.
zaten yasam gittikten sonra geriye kalan
aptal saptal bir kabuk olsa gerek.
yoksa ciglik cigliga kafayi yerdim.
seni gommek en soguk seydi mide bulandirici bir yaz gununde
hepsi aglayan bir grup yaratikla yaptigimiz
ve keske sonsuza kadar yasasaydin diye dusunmeden edemedim
hatta bir an
olebilecek en yanlis adam oldugunu da.
kaybettigim en yanlis insan oldugunu.
cihan oldu, aslinda biliyordum bu iki kelimeyi duyacagimi
daha soylenmeden onlar
ama duyduktan cok sonra bile inanmamistim dogruluklarina
dunyayi degistiren o iki sozcugun.
emin misiniz oldugune? evet.
iste o zaman yikildi dunya
benimle birlikte yere dustu
parcalari turuncu taslarin uzerinde kayboldu ben hickirirken
kalplerimiz kirildi demek
en iyi haliyle buyuk bir kucumseme olacaktir
en kotu haliyse yanmis kalplerin kulleri kadar siyah ve dagilmis
Adil abin oldu, diyip bir sigara yakan annemin gozlerine bakiyorum,
cok degil 2 gun once.
o gozler inanamamazlikla bakiyor simdi ve buyuk bir huzun
biraz ofke ve kocaman bir kirikla
gordugun, veya goremedigin, gibi her birimizin kalbi kirik
ve tek duydugum pembe bir sevgi seli arkandan akan
hoscakal demek kolay degil
hoscakal deyip, gittigini kabullenmek
hele de senin gibi, insanin yureginin tam arkasina
her katmanin arkasina sizmis orda gulumseyerek duran
sevgili picin tekine hoscakal diyebilmek...
sefil herhalde dogru kelime olur
kendimi anlatmam icin, cunku inan ki
ettigim en zor vedaydi bizimki
soyleyemedigim en zor hoscakal
Barisa dogru bir yolda, hiriltili bir sese asik oldum
bu asagidakini yazdigimda...cok daha farki bir kafadaydim heralde, cunku bu gun, kimse icin yazmadigimi, sadece kendim icin yazdigimi soyledim kendime. insanlar icin degil, kimse okusun diye degil, var olabilmek icin. belki de degisen buydu, yazi bir aractan amaca donustu, kendini ifade etmek, insanlara ulasmak degil artik, deli bir dunyanin icinde hala nefes aldigini (ama gercekten nefes aldigini) gostermek kendine. kendim icin yaziyorum cunku artik. bencillikle karamsarligin sinirlari arasinda top oynayarak. iste o asagidaki
...
paylasmak. ulasabildigim tek sonuc. kendi kendime, neden, neden durmuyorsun? neden tek yapmaya calistigin anlatmak, neden her yazinin sonunda zafer kazanmis gibi, bir sey kazanmis gibi hissediyorsun dedigimde...geride kalan tek sonuc bu. paylasmak....
bir durtu de, ilkel, vahsi, derinden gelen. harfler ve sozcuklerle ortaya cikmis ve insanlara giderken belki de en uygar kiligina burunmus...ama arkasindaki amac, uzun bir sure benim bile goremedigim nedenim/nedenimiz insanlik kadar eski ve insanlik kadar ilkel. anlasilmak.birlikte olmak. paylasmak. hiclikten kurtulmanin tek yolu, belki de yalniz olmadigina ve birine, birilerine ulasabilecegine inanmaya calismak.
basitce arzu.
durustce anlasilma ve hatta sevilme arzusu.
insanligin en ilkel oldugu (ve yine de en insan oldugu nokta) iste. varligini kanitlamak hatta var olmak icin sevgiyi ve takdiri istemesi. cunku butun insanlar bunun icin yasar, pek cogu fark etmese bile.
belki de hersey bu kadar basit ve guzel olabilseydi, ve ben (ve sen) yazilarimizi yazdiktan sonra gulumseyip, basardim diyebilseydik.
ne kadar imkansiz ve komik.
cunku ikimiz de biliyoruz, ne yaparsak yapalim, ve hatta kime okutursak (milyonlara? milyarlara?)okutalim sonunda , yaziyi bitirdikten bir saniye sonra kalbinden vucuduna yayilan, beyninde titreyen su soruya engel olamayacaksin.
acaba, kimse, belki bir yada iki kisi, beni anlamis olabilir mi?'
hayir.dayakligiz biz.kendimizi anlatmaya en buyuk engel biziz.ama fark etmez cunku biz olmasak da, zaten hic umut yoktu.
biliyoruz
The past is a grotesque animal
biraz kirilmis.
klavyede olumus sozler bunlar. sesli soylemiyorum. mavi bir durgunluktayim, turuncu bir telasin kokusunu aliyorum ve akil sagligimi koruyor olmami trafik lambasinin kirmizi isiginin yagmurlu yoldan yansidigi, yildizlarin evlerin damina inen karanlikta parladigi, sessiz ve bana ait bir bes dakikaya borcluyum. seni seviyorum guzel arkadasim ve tom waits'ide. kendimi bu kadar mavi hissettigimde -o kadar mavi ki, kareli gomlegim ve yagmurlu bu sonbahar aksaminda daha fazla blues olmam mumkun degil, kilometreler oteden elimi tuttugunu hissedebiliyorum. o kadar maviyim ki boguluyorum. ama birazdan, icimdeki kulleri, benzinle sulayacagim ve oyle bir ates yakacagim ki icimde, degisimin beni cagiran sarkisina oyle uzanacagim ki, bir kez daha kullerime kadar yanarim herhalde. dunyayi atese vermek icin kendimi bile yakabilirim, eger beni grilikten ve uniforma gibi uzerime giydigim caresizlikten uyandiracak olan oysa. dikbaslica kosacagim nefret ucurumuna ve sonunda kim bilir sevgi balonuna bile dusebilrim, ama ne olursa olsun, bir cukur dolusu öluyle yatmaktansa, atese vermeyi yeglerim kendimi tutkuyla. cok yuksege cikinca evet mutlaka dusersin ama bazen de ucarsin, biliyorsun. siki durun olmus ve curumusler hepinizi yakmaya geliyorum kilicimla, ve korkmuyorum hic kimseden kendi vicdanimdan korktugum kadar.
insani insan yapan ihtiyaclaridir. sevgi ihtiyactir, bunu iraf edicek kadar taniyorum kendimi ve sevgi deyince aslinda ne dedigimi bilmedigimi soyleyecek kadar. ne biliyorum ki ben sevgi hakkinda, ask hakkinda, bana soylenenlerden, sarkilardan, filmlerden, satilik reklamlardan baska. bildigim tek sey insani insan yapanin ihtiyacari odugu, ihtiyac duydugumuz kadar insaniz, sonsuz insan. sanatin gercek oldugunu biliyorum cunku ona ihtiyacim var, ve sozlere ve muzige ve insanlara.
merak ediyorum olume ihtyac var mi acaba?
yildizlara var mesela. sonbahar aksamlarina. sonsuz mavilige, okyanusa ve gece karanligina. cirkin binalarin pencerelerini orten pembe cicekli perdelere.
gulumsemelere ve sanirim hatalarada. pismanliklara, utanclara, ozurlere. uzatiyorum biliyorum. uzatmak da buyumek gibi guzeldir bazen.
pembe beyaz peceteler gibi.
degisim oyle ki bir cember ciziyormusum gibi hissediyorum yollarinda, bilinmemezligin icine itiliyorum arkamdan, karanlik ve yabanci bir arka sokakta olmanin tedirginligi, ancak alice'nin yasamis olabilecegi bir heyecan ve merakla kaynasiyor icimde ve gogusumden tasiyor, agzimdan ve gozlerimden akiyor disari. her adimda yeni bir ben doguyor, her adimda biraz daha öluyorum. degisimin butun acisi burdan geliyor, butun o uzuntu ve korku, ve butun o nese ve hafiflik. binlerce yansilamam duruyor gerimde. bir can caliyor yukarilarda, melekler dans ediyor
ancak degisim konustrabilir insani, ancak o sozler ekleyebilir suskun agizlara, ve ancak o uyandirabilir olmus ruhlari. degisim motivasyondur, tekerlektir, ileri atlamaktir dusme tehlikesine aldirmadan. ve degisim soluktur, hayati yasanabilir kilan alev. hosgeldin sevgilim ve hoscakal. yuregimdeki kucuk ejderha, hosgeldin! uyanin siz de uyanin, ve biraz gun isigi dinleyin, ay isigi ve karanlik. ve yalvarislardan, sozlerden, yalanlardan, seslerden, goruntulerden sikildikca dinle.
geri kalan herseyi muzik dolduruyor.
klavyede olumus sozler bunlar. sesli soylemiyorum. mavi bir durgunluktayim, turuncu bir telasin kokusunu aliyorum ve akil sagligimi koruyor olmami trafik lambasinin kirmizi isiginin yagmurlu yoldan yansidigi, yildizlarin evlerin damina inen karanlikta parladigi, sessiz ve bana ait bir bes dakikaya borcluyum. seni seviyorum guzel arkadasim ve tom waits'ide. kendimi bu kadar mavi hissettigimde -o kadar mavi ki, kareli gomlegim ve yagmurlu bu sonbahar aksaminda daha fazla blues olmam mumkun degil, kilometreler oteden elimi tuttugunu hissedebiliyorum. o kadar maviyim ki boguluyorum. ama birazdan, icimdeki kulleri, benzinle sulayacagim ve oyle bir ates yakacagim ki icimde, degisimin beni cagiran sarkisina oyle uzanacagim ki, bir kez daha kullerime kadar yanarim herhalde. dunyayi atese vermek icin kendimi bile yakabilirim, eger beni grilikten ve uniforma gibi uzerime giydigim caresizlikten uyandiracak olan oysa. dikbaslica kosacagim nefret ucurumuna ve sonunda kim bilir sevgi balonuna bile dusebilrim, ama ne olursa olsun, bir cukur dolusu öluyle yatmaktansa, atese vermeyi yeglerim kendimi tutkuyla. cok yuksege cikinca evet mutlaka dusersin ama bazen de ucarsin, biliyorsun. siki durun olmus ve curumusler hepinizi yakmaya geliyorum kilicimla, ve korkmuyorum hic kimseden kendi vicdanimdan korktugum kadar.
insani insan yapan ihtiyaclaridir. sevgi ihtiyactir, bunu iraf edicek kadar taniyorum kendimi ve sevgi deyince aslinda ne dedigimi bilmedigimi soyleyecek kadar. ne biliyorum ki ben sevgi hakkinda, ask hakkinda, bana soylenenlerden, sarkilardan, filmlerden, satilik reklamlardan baska. bildigim tek sey insani insan yapanin ihtiyacari odugu, ihtiyac duydugumuz kadar insaniz, sonsuz insan. sanatin gercek oldugunu biliyorum cunku ona ihtiyacim var, ve sozlere ve muzige ve insanlara.
merak ediyorum olume ihtyac var mi acaba?
yildizlara var mesela. sonbahar aksamlarina. sonsuz mavilige, okyanusa ve gece karanligina. cirkin binalarin pencerelerini orten pembe cicekli perdelere.
gulumsemelere ve sanirim hatalarada. pismanliklara, utanclara, ozurlere. uzatiyorum biliyorum. uzatmak da buyumek gibi guzeldir bazen.
pembe beyaz peceteler gibi.
degisim oyle ki bir cember ciziyormusum gibi hissediyorum yollarinda, bilinmemezligin icine itiliyorum arkamdan, karanlik ve yabanci bir arka sokakta olmanin tedirginligi, ancak alice'nin yasamis olabilecegi bir heyecan ve merakla kaynasiyor icimde ve gogusumden tasiyor, agzimdan ve gozlerimden akiyor disari. her adimda yeni bir ben doguyor, her adimda biraz daha öluyorum. degisimin butun acisi burdan geliyor, butun o uzuntu ve korku, ve butun o nese ve hafiflik. binlerce yansilamam duruyor gerimde. bir can caliyor yukarilarda, melekler dans ediyor
ancak degisim konustrabilir insani, ancak o sozler ekleyebilir suskun agizlara, ve ancak o uyandirabilir olmus ruhlari. degisim motivasyondur, tekerlektir, ileri atlamaktir dusme tehlikesine aldirmadan. ve degisim soluktur, hayati yasanabilir kilan alev. hosgeldin sevgilim ve hoscakal. yuregimdeki kucuk ejderha, hosgeldin! uyanin siz de uyanin, ve biraz gun isigi dinleyin, ay isigi ve karanlik. ve yalvarislardan, sozlerden, yalanlardan, seslerden, goruntulerden sikildikca dinle.
geri kalan herseyi muzik dolduruyor.
18 Ekim 2009 Pazar
4 Ekim 2009 Pazar
kese kagidi
pay attention, dont get crushed
between high heels and gray walls
my desire's blood red
unlike prisoners this building holds
sunshine washes my sleepless face
damn that shit i dont need, please
give me some stars and weed
and a gun i could kill me
seems too long to bear
my dust filled future
dont make a mistake
i am no prisoner to these walls
my blood is red and bright as it flows
between high heels and gray walls
my desire's blood red
unlike prisoners this building holds
sunshine washes my sleepless face
damn that shit i dont need, please
give me some stars and weed
and a gun i could kill me
seems too long to bear
my dust filled future
dont make a mistake
i am no prisoner to these walls
my blood is red and bright as it flows
2 Ekim 2009 Cuma
hm
kadinlar bir erkegin kalbini kirdiklarinda orospu, kotu ve vahsi olurlar, bir erkek onlarin kalbini kirdigindaysa zavalli
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
